Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı 2015 Yılı Türkiye İlerleme Raporu’nda demokrasi ve insan haklarının geliştirilme sürecinde yaşanan önemli eksikliklerin altı çizilmiştir. Raporda, ifade özgürlüğünün koruma altına alınmasında, birkaç yıllık bir iyileşmenin ardından, son iki yıl boyunca “önemli bir gerileme” yaşandığına dikkat çekilmektedir.

Hâlâ hapiste bulunan yazar ve gazeteci sayısının 20’ye yaklaşarak endişe verici rakamlara ulaştığı, yeni açılan ve sürmekte olan daha birçok dava bulunduğu, bunlar arasında “Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla açılan davaların giderek yaygınlaşan bir uygulamaya dönüştüğü” ifade edilmektedir. Giderek yaygınlaşan siyasi baskılar, işten çıkarmalar, davalar ve fiziksel saldırılar birçok kişinin otosansüre başvurmasına sebep olan bir “korku iklimi”nin oluşmasına katkı yapmaktadır.

Buna ilave olarak Avrupa Komisyonu, yeni yasal düzenlemelerin internet özgürlüğü üzerindeki kontrolleri sıkılaştırdığını ve terörle mücadele amacıyla hazırlanan yasaların, terörizm suçuyla ilgisi olmadığı açık vakalara da uygulandığını belirtmektedir. Tüm bunlar, durumun giderek kötüleştiği ve sanatçıların, yazarların, gazetecilerin ve hükümeti eleştiren bireylerin özgürlüğüne yönelik büyüyen bir tehdit olduğu yönündeki endişeleri pekiştirmektedir. Yakın gelecekte bu durumun tersine döneceğine dair iyimser bir beklenti ise söz konusu değildir.

Türkiye birçok kez, özellikle de sanatsal ve yaratıcı ifade alanlarında, ifade özgürlüğüne dair önemli taahhütlerde bulunmuştur. Bu taahhütler memnuniyetle karşılanmakla birlikte, Cenevre’deki BM Milletler Sarayı gibi uluslararası arenalarda verilen sözlerle sınırlı kalan bu beyanların, Türkiye’de kabul gören normları sorgulayan sanatçıların deneyimiyle karşıtlık içinde olduğu görülmektedir. Avrupa Birliği tarafından tarif edildiği üzere, tıpkı gazeteciler gibi sanatçılar da sansür, mahkeme, destek fonu kesintileri ve hatta hapis cezası riskleriyle karşı karşıyadır.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Ortak Açıklaması’nı imzaladı

Sanat alanındaki özgürlükleri gözleyen Siyah Bant ve Freemuse, Türkiye’de sanatsal ifade özgürlüğünün korunması yönündeki tavsiyelerini, AB tarafından hazırlanan Evrensel Periyodik İnceleme’ye sunmuş ve bu tavsiyeler hükümet tarafından kabul edilmiştir. Bugün Siyah Bant ve Freemuse Türkiye’deki yetkilileri verdikleri taahhütleri yerine getirmeye çağırmaktadır.

Türkiye, 18 Eylül 2015 günü BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan ve sanatsal ifade özgürlüğü hakkını savunan ortak açıklamaya imza atan 53 ülkeden biri olmuştur.

Bu 53 ülke adına konuşan Letonya büyükelçisi Janis Karklins, Konsey’e şöyle seslenmiştir:

“Sanatsal ve yaratıcı ifade biçimleri de dâhil olmak üzere ifade özgürlüğü hakkını korumak ve kuvvetlendirmek için verdiğimiz sözün arkasındayız. Sanatsal ve yaratıcı ifade, koruma altındaki bir insan hakkı olan ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olmasının yanı sıra hem insan ruhu, hem canlı kültürlerin gelişimi, hem de demokratik toplumların işleyişi için hayati öneme sahiptir. Sanatsal ifade, sınırları ve engelleri aşarak bizleri birbirimize bağlar. Sanatsal ifade bizleri sorgulayabilir ve dünyaya bakış biçimimizi değiştirebilir.” 

Bu ifadeler, Ocak ayında, Türkiye’nin Evrensel Periyodik İnceleme süreci esnasında Norveç hükümeti tarafından iletilen tavsiye kararını kabul etmesiyle aynı çizgidedir. Bu tavsiye kararı, BM’ye üye ülkelerin, BM İnsan Hakları Konseyi’nin huzuruna çıkarak insan hakları prensiplerine dair taahhütlerinin incelendiği ve diğer ülkelerin de reform amaçlı önerilerde bulunabildiği bir aşamada sunulmuştur. Freemuse ve Siyah Bant tarafından ortak bir raporla Evrensel Periyodik İnceleme’ye sunulan bu tavsiye kararı, Türkiye’ye “sosyal ve konvansiyonel medyaya sansür uygulamaktan vazgeçmesi ve sanatsal ifade özgürlüğü de dahil olmak üzere ifade özgürlüğünün tüm formlarını güvence altına alması” yönünde çağrıda bulunuyordu.

Buna ilaveten, Türkiye Anayasası’nın 27. Maddesi herkesin “bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma yapma” hakkını korumaya doğrudan atıfta bulunmaktadır. Bu çerçevede, sanatçıların ve kültür emekçilerinin özgürce faaliyet gösterebilmesi beklenmektedir.

Sanatçı haklarına saldırılar

Ne var ki, gerçekte olanlar karşımıza bambaşka bir tablo koymaktadır. Bu yıl Türkiye’de sanatçıların haklarına yönelik birçok saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırılar arasında “hakaret” davaları; Kürt halkının haklarını savunan sanatçılar için uygulanan terörle mücadele yasaları; oyunlara, filmlere ve müzik parçalarına getirilen yasaklar; 2013 Gezi eylemlerini destekleyen performanslar sahneledikleri için destek fonları kesilen tiyatro ekipleri sayılabilir.

Haziran 2015’te Freemuse ve Siyah Bant, Türkiyeli sanatçılara açılan davaların ve verilen cezaların yıllık bir raporunu hazırlamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini eleştirenleri mahkemeye verme yönündeki eğilimi, meşru eleştirileri “hakaret” olarak görmesi, bu eleştirileri dile getirenlere karşı 200’den fazla davanın açılmasına neden olmuştur. Rapor, Erdoğan tasvirlerinden ötürü kendilerine dava açılan ve para cezası verilen, aralarında çizerlerin ve aktörlerin de yer aldığı sanatçıların detaylı bir tasvirini sunmaktadır.

Rapor, Türkiye’nin terörle mücadele mevzuatında “terörizm” tanımının aşırı muğlak olduğu ve bu mevzuatın hükümeti sorgulayan herkese karşı uygulandığı yönünde eleştiriler içermektedir.

Freemuse/Siyah Bant, Terörle Mücadele Yasası kapsamında yargılanarak Nisan ayında 10 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan Kürt şarkıcı Nûdem Durak’ın durumundan endişe duymaktadır. Zira Durak’ın büyük toplumsal huzursuzlukların yaşandığı Cizreli gençler arasında çok popüler bir yorumcu olmasının, kendisine verilen sert cezada etkili olduğu, bu cezanın diğerlerine yönelik bir uyarı anlamı taşıdığı düşünülmektedir.

Bu yıl ayrıca hem Türkiye’de hem de yurt dışında geniş bir kitlesi bulunan popüler folk-rock grubu Grup Yorum’un konserlerine de yasaklar getirilmiştir. Bu grubun kuvvetli sol siyasi duruşu nedeniyle 2015 yılında en az iki konseri engellenmiştir. Gerekçe olarak da “toplumun belirli kesimlerinden [olumsuz] tepki çekecekleri” gösterilmiştir.

Freemuse/Siyah Bant, sanatsal ifade özgürlüğünün engellenmesinin çeşitli biçimlerine dair endişelerini de kaydetmiştir. Filmlere belge verilmemesi, performans mekânlarının ortadan kaldırılması, destek fonlarının iptali veya geri çekilmesi gibi pratikler sanatsal ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hamleler olarak görülmektedir.

Nisan 2015’te, PKK kamplarındaki gündelik yaşamı perdeye taşıyan Bakur (Kuzey) isimli belgesel, hükümetin dayatmasıyla İstanbul Film Festivali organizatörleri tarafından programdan çıkarılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanı, bu belgeselin “eser işletme belgesi” bulunmadığı uyarısında bulunmuştur.

Mayıs 2015’te, Edirne Milli Eğitim Müdürlüğü, ünlü bir şair olan Can Yücel’in eserlerinden esinlenerek kaleme alınan bir oyunun şehir tiyatrosunda sergilenmesini engellemiştir. Oyunun “küfür” ve “siyasi unsurlar” içermesi gerekçe olarak gösterilmiştir. Yine de oyun, dış mekanda sergilenmiş ve geniş bir izleyici kitlesi çekmiştir.

Tiyatrolar “kara liste”ye alınıyor

Tiyatrolara ve sanat eserlerine sağlanan kamu kaynaklarının geri çekilmesinin veya bu türden kaynakların kullandırılmamasının, bu eserlerin siyasi içerikleriyle alakalı olduğunu kanıtlamak zor olabilir. Ancak, 2013 Gezi eylemlerini açıkça destekleyen tiyatrolar, daha önce alabildikleri ve ticarî olmayan tiyatro prodüksiyonları için hayatî önem taşıyan devlet fonlarına ulaşmanın zorlaştığını belirtmişlerdir.

2014’ün son aylarında, daha önce kendilerine verilen Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğini almaya çalışan Dostlar Tiyatro Kumpanyası’nın direktörü basına yaptığı açıklamada, kendi kumpanyasının bir yıldan uzun süredir destek almadığını ve yaklaşık 16 tiyatronun da eylemlere verdiği destek nedeniyle Bakanlık tarafından “kara liste”ye konduğunu belirtmiştir. Anekdotal kanıtlara bakılırsa, tiyatrolar siyasi nedenlerden ötürü karşılaştıkları ödenek sorunlarını açıklamaya çekinmektedirler, zira bu beyanlarının ödenek alma ihtimallerini daha da tehlikeye atabileceğinden korkmaktadırlar.

2013 Gezi eylemlerine katılan sanatçılar da benzer tepkilerle karşılaşmışlardır. Tiyatro çalışanları, Gezi eylemlerinin açık sözlü bir destekçisi olan aktör Levent Üzümcü’nün İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan kovulması üzerine bir araya gelmişlerdir. Üzümcü’nün kovulması büyükşehir belediyesi fonundan destek alan hiçbir salonda sahneye çıkamayacağı anlamına gelmektedir. Bu kararın, Gezi eylemlerinin akabinde sanatçının dile getirdiği yorumlar ve beyanlarla ilgili olduğu düşünülmektedir. Üzümcü’ye destek için bir araya gelen sanatçılar, bu kararın “sanat ve sanatçılar üzerinde baskı” kurduğunu ifade etmişlerdir. Popüler bir televizyon dizisinde rol alan oyuncu Hamit Demir, beklenmedik şekilde kontratının feshedildiğini bildirmiştir. Bunun sebebinin, Gezi eylemlerinde bir çocuğun öldürülmesini protesto eden bir videoda görünmesi olduğunu düşünmektedir.

Aynı videoda yer alan ve tamamı sanatçılardan oluşan diğer isimler de Nisan ayında belli belirsiz ithamlarla ifade vermeye çağrılmıştır.

Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin yıllık olarak Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan, Ekim 2014 tarihli İlerleme Raporu’nda kültürel ürünler üzerindeki hükümet kontrolü dile getirilen endişelerden biri olmuştur. Raporda şu ifade yer almaktadır: “Sanata ve kültüre genel yaklaşımın, devlet gözetimini giderek arttıran hamlelerin izini taşıdığı görülmektedir. Bunlar arasında, tiyatro oyunlarının devletin finansal desteğini alabilmesi için ‘ahlaka uygun’ olması şartının getirilmesi ya da ulusal film festivallerinde gösterilecek filmlerin bakanlık tarafından onaylanması şartının getirilmesi yer almaktadır.

AB’nin 2015 tarihli İlerleme Raporu’nda ise filmlere getirilen belge zorunluluğunun sanatsal özgürlüğü kısıtlayıcı bir yöntem olduğu özellikle belirtilmektedir: “Avrupa Birliği’nin kültürel alandaki esas yasal dayanak noktasını teşkil eden 2005 tarihli UNESCO Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesi henüz Türkiye tarafından onaylanmamıştır.”

Evrensel Periyodik İnceleme tavsiyelerinin Türkiye tarafından kabulü

Freemuse, Siyah Bant ve İfade Özgürlüğü Girişimi tarafından Türkiye’nin Evrensel Periyodik İnceleme (EPİ) sürecinde sunulan rapor, Türkiye’nin en son incelemeye tâbi tutulduğu 2010 yılından bu yana geçen dört yıllık süre zarfında sanatçıların karşılaştığı sorunları detaylı biçimde ortaya koymaktadır. Raporda ayrıca Türkiye’de sanat özgürlüğüne ilişkin endişeleri ortadan kaldırmaya yönelik bir dizi tavsiye kararı sunulmaktadır. Bunlar arasında, sanatçıları ve yaratıcı eserleri cezalandırmak için terörle mücadele yasalarının uygulanmasına son verilmesi, hakaret suçunun kanundan çıkarılması, filmlere belge veya fon desteği sağlanmasında hiçbir siyasi engel veya etki gözetilmemesi gibi tavsiyeler yer almaktadır.

Türkiye’nin Eylül ayında BM’nin kültürel ve sanatsal özgürlüklere ilişkin ortak açıklamasını desteklemesi, sanatçıların ifade özgürlüğünü muhafaza etmek üzere EPİ tavsiye kararlarını kabul etmesi olumlu gelişmelerdir. Freemuse ve Siyah Bant, gelişmeleri takip edecek ve bu taahhütlerden herhangi bir sapma olduğunda her türlü imkânı kullanarak bunları yetkililere bildirecektir. İfade özgürlüğünün, özellikle de sanatsal özgürlüklerin korunmasına ilişkin gelişmeleri değerlendirmek ve de sivil toplumun bu sürecin katılımcısı ve yönlendiricisi olmasını sağlamak adına EPİ çerçevesini kullanmak, Türkiye’nin BM ve Avrupa insan hakları mevzuatından ve kendi anayasasından doğan taahhütlerini yerine getirmesini, nihayetinde sanatsal ifadeye küresel anlamda destek olmasını güvence altına alacaktır.

Sara Whyatt

Bu yazının orijinali Freemuse’ün web sitesinde yayımlanmıştır. İngilizce metin için lütfen tıklayınız.