Grup Yorum_konser

Türkiye’de politik müzik alanının önemli temsilcilerinden Grup Yorum, geçtiğimiz aylarda peş peşe gelen konser yasaklarıyla karşılaştı. İlk olarak, bu yıl beşincisi gerçekleştirilecek olan “Bağımsız Türkiye Konseri” Nisan ayında İstanbul Valiliği’nce yasaklandı. Ardından, grubun otuzuncu yıldönümü kutlamaları kapsamında planlanan İstanbul ve Ankara konserlerinin kamu idaresinin tasarrufuyla yasaklandığı duyuruldu. Konserler ancak yerel mahkemelere yapılan hukuki itirazların son anda haklı bulunmasıyla gerçekleştirilebildi.

25 Haziran Perşembe günü Bahçelievler’deki İstanbul Bölge İdari Mahkemesi’nin binası önünde bir oturma eylemi gerçekleştiren Grup Yorum üyeleri, 28 Haziran günü Bakırköy Halk Pazarı’nda yapacakları açık hava konserinin İstanbul Valiliği tarafından yasaklanmasını protesto ediyordu. İstanbul Valiliği, “toplumun tepkisine yol açıp infial yaratabileceği” gerekçesiyle konserin yapılmasına izin verilmeyeceğini duyurmuştu. Böylece “kamu düzeni ve güvenliği”ne tehdit olacağı düşünülen İstanbul konseri, tıpkı bir sonraki hafta Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda yapılacak olan konser gibi kamu otoritesi tasarrufuyla yasaklanmıştı. Grubun avukatları yasak kararının kaldırılması için İstanbul 4. İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Grup üyeleri tarafından yapılan oturma eyleminin gerekçesi ise mahkemeye yapılan itirazın konsere yalnızca üç gün kalmış olmasına rağmen sonuçlandırılmamış olmasıydı. İdare Mahkemesi itirazları haklı buldu ve İstanbul Valiliği’nin yasak kararını kaldırdı. Ne var ki, Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün astırdığı pankartlar konserin hemen öncesine kadar sokaklarda dalgalanmaya devam etti. Pankartlarda “28.06.2015 Pazar günü Bakırköy Halk Pazarı’nda gerçekleştirilmek istenen Grup Yorum konseri, kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle Valilik makamınca uygun görülmemiştir. Bu nedenle söz konusu konserin düzenlenmesine izin verilmeyecektir. Değerli vatandaşlarımıza önemle duyurulur” ifadesi yer alıyordu. Yapılan bu duyuru, adlî sürecin seyri ne olursa olsun, Grup Yorum’u ve yapılacak olan konseri gayrimeşrulaştırmayı, dolayısıyla konsere gelecek olanları caydırmayı ve elbette olası bir fiilî polis müdahalesini “makul” kılmayı hedefliyordu. Nihayetinde grubun İstanbul konseri emniyet güçlerinin “olağandışı” tedbirleri altında gerçekleştirildi. Aynı gerekçelerle yasaklanan ve ardından yerel mahkeme tarafından yapılmasına izin verilen Ankara konserinde de benzer bir manzara söz konusuydu.

Haziran ayındaki konser yasaklarını grubun Nisan ayında karşılaştığı idari-yasal tedbirlerin devamı olarak düşünmek mümkün. Zira benzer bir yasaklama girişimi 12 Nisan 2015 günü yine Bakırköy’de yapılacak olan “Beşinci Bağımsız Türkiye Konseri” için de gündeme gelmiş, üstelik hukuki itiraz için gereken süre bu sefer söz konusu olmadığından konser yapılamamış, konser için Bakırköy’e gelen izleyiciler emniyet güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaşmıştı. İstanbul Valiliği’nin engelleme gerekçesi bir kez daha “kamu düzeni ve güvenliği” idi. Yapılan tebligatta şöyle deniyordu: “Bahse konu etkinliğin toplumun tepkisine yol açarak infial uyandırabileceği, kitlesel tepki ve provokatif eylemlere mahal verebileceği şeklinde duyumlar alınmıştır. Kamu güvenliği ve esenliğinin bozulmaması amacıyla, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi uyarınca konser düzenlenmesi uygun görülmemiştir.” Kararda geçen “kitlesel tepki ve provokatif eylemler” ifadesi, alınan yasaklama kararının, 31 Mart 2015 günü İstanbul Adliyesi’nde bir savcıyı hedef alan ve toplamda üç kişinin hayatını kaybetmesine neden olan silahlı saldırıyla bağlantılı olduğunu akla getiriyor.

1985 yılında dört üniversite öğrencisi tarafından kurulan ve darbe sonrası dönemde hızla popülerleşerek sol politik müzik geleneğinin kilit figürlerinden biri haline gelen Grup Yorum, kuruluşundan bu yana devlet baskısıyla karşı karşıya kaldı. Özellikle 2000’li yıllara kadar grubun üyeleri defalarca gözaltına alındı, tutuklandı. Grubun sadık dinleyicileri açısından ise engellemeler ve hatta fiziki şiddet sıradanlaşmış durumlardı. Son yıllarda da devletin gruba dönük baskıcı tavrı tümüyle ortadan kalkmadı. Örneğin, 2013 yılının Mart ayında İstanbul Terörle Mücadele Şube ekiplerinin Okmeydanı’nda bulunan İdil Kültür Merkezi’ne yaptıkları sabah baskını sırasında Grup Yorum üyeleri de gözaltına alınmışlardı. Bir başka Grup Yorum üyesi Selma Altın ise 2012 Eylül’ünde gözaltına alınmış ve gözaltında işkenceye ve kötü muameleye maruz kalmıştı.

Grup Yorum konserlerinin yasaklanmasına gerekçe olarak gösterilen “kamu düzeni ve güvenliği” ifadesinin, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin itirazlarının önünü kesmekte kullanılan bir örtü işlevi gördüğü iddia edilebilir. Kamuoyunun yoğun tepkisine rağmen yürürlüğe giren “İç Güvenlik Yasası”nın bu tür toptancı uygulamalara yasal ve idari zemin sağladığı da bir gerçek. Şüphesiz, yapılan son yasal düzenlemeler, “terör” kavramını son derece muğlak biçimde tanımlayan, dolayısıyla “terör örgütü”, “terör örgütüne üyelik” ve “terör örgütü propagandası yapmak” gibi suç teşkil eden fiilleri geniş ve keyfi biçimde yorumlamaya imkân veren Terörle Mücadele Kanunu ile ilişkili olarak ele alınabilir. Nitekim 2014 tarihli Birleşmiş Milletler Evrensel Periyodik İzleme Raporu’nda da belirttiğimiz gibi, “terör bağlantısını kanıtlayacak hiçbir kanıtın bulunmadığı veya kanıt yetersizliği olduğu durumlarda bile birçok sanatçı ve yazar hakkında terör örgütüne üyelik suçundan dava açılmasına imkân veren” bu kanun çok sert eleştiriler almakta. Diğer yandan, bu kanun ve kanuna ruhunu veren yönetim anlayışı, Türkiye yasal ve idari sistemi içindeki merkezi konumunu muhafaza ediyor, sanatsal ifade özgürlüğüne dönük devlet müdahalelerinin temel gerekçelerinden biri olmaya devam ediyor. Yalnızca birkaçını andığımız örneklerde de görüldüğü gibi, Grup Yorum üyelerinin karşı karşıya kaldığı yasal tasarruflar ve kötü muamele de çoğu durumda “terörle mücadele” ve “kamu güvenliği” kapsamında gündeme geliyor.

Grup Yorum’un mücadele ve çatışmalarla bezeli uzun serüveninde Türkiye’nin yakın geçmişinin işaretlerini okumak mümkün.

Siyah Bant

27 Temmuz 2015

Grup Yorum konserlerine getirilen engelleme kararlarına ilişkin ayrıntılı bilgiye buradan ve buradan ulaşılabilir.

Sanatsal ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler kapsamında terörle mücadele kavramının ne şekilde işlemselleştirildiğine dair detaylı bir analiz için tıklayınız.