1 Kasım 2015’teki “tekrar seçim”e dek görev yapacak olan geçici bakanlar kuruluna Kültür ve Turizm Bakanı olarak seçilen Yalçın Topçu, görev süresinin ilk günlerinde verdiği demeçlerle kültür ve sanat alanına yönelik yasakçı yaklaşımını ortaya koydu. Geçici seçim hükümetine dışardan davet edilen Topçu, Büyük Birlik Partisi’nin genel başkanlığını yaptığı sırada partisinin gençlik kolu Alperen Ocakları tarafından Topkapı Sarayı’nda düzenlenen öfke dolu protestolar hakkında sorulan sorulara verdiği yanıtlarla o günlerde gösterilen tepkilerin haklılığını savundu.

2009 yılının Temmuz ayında piyanist İdil Biret tarafından Topkapı Sarayı’nda düzenlenen konser öncesinde Vakit gazetesinde “Mukaddes Avluda Şarap Küstahlığı” başlığıyla bir haber yayımlanmış, bunun ardından konser esnasında Alperen Ocakları üyesi protestocular konseri basmak istemişlerdi. Emniyet güçlerinin engel olmasıyla içeriye giremeyen topluluk, saray duvarlarının dışında tekbir getirerek slogan atmış ve toplu olarak namaz kılmıştı.

2 Eylül 2015’te Hürriyet gazetesinden Rıza Özel’e konuşan Topçu, “Ben en azından senfoni orkestrasında bir eser icra edilirken minder atılıp, şarap içilip, ayak uzatarak dinlenmeyeceğini bilecek kadar bu işlerden anlarım. Bugün olsa Topkapı Sarayı’nda şaraplı, minderli konsere izin vermem,” diyerek geçmişte ortaya konan tavrın arkasında olduğunu ifade etmiş oldu. Devamında “O sanatın çıktığı ülkelerde bir senfoni hangi adap, edeple dinlenir? Hanımefendiler, beyefendiler şıkır şıkır kıyafetleriyle gelir değil mi? Biz barda halaya dururuz, orada da vals yaparız. Bizi başkalarıyla karıştırmasınlar. Orada ideolojik bir lince falan da eyvallah etmeyiz,” ifadesini kullanan Topçu, sansürcü ve yasakçı yaklaşımı “adabımuaşeret” vurgusuyla perdelemek gayretindeydi.

Bakan Topçu, geçtiğimiz günlerde İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edilen Levent Üzümcü ile ilgili sorulan bir soruya ise konuya dair net bilgi sahibi olmadığı gerekçesiyle açık bir yanıt vermezken, devamında sarf ettiği “Milletin sanatını, edebiyatını temsil edenler benim için çok kıymetlidir. Benim savaşım sadece bu devletin milletin vatanın birliğine, dirliğine, varlığına el uzatıp dokunan fiiliyatta bulunanlarla olur,” ifadesiyle de gelişiminden sorumlu olduğu kültür alanına dair önceliklerini açık biçimde tarif etmiş oldu.