Türkiye’nin en köklü Kürtçe tiyatro grupları OHAL uygulamalarıyla kapatıldı. Kayyum atanan DBP’li belediyelere bağlı tiyatrolarda yaşananları Diyarbakır, Batman ve Hakkari’den tiyatrocular; Olağanüstü Hal KHK’larıyla kapatılan derneklere bağlı özel tiyatroları da Mezopotamya Kültür Merkezi ve Seyri Mesel’den oyuncular anlattı.

Bu yazı ELİF İNCE ve SİYAH BANT tarafından IFEX için hazırlanmıştır.

Yazının orjinali 5 Ocak 2017 tarihinde IFEX sitesinde yayınlandı.1

Oyuncu Mehmet Emin Yalçınkaya, ‘Yaşar ne Yaşar ne Yaşamaz’da (‘Yaşar Heye Tune Ye’) Yaşar rolünde.

Oyuncu, yönetmen, oyun yazarı ve çevirmen Mehmet Emin Yalçınkaya, kuruluşundan beri Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’yla (DBŞT) birlikte. 25 seneyi aşkın zamandır şehir tiyatrosunun sahnelediği çoğu oyunda rol alan, Hamlet’te Claudius, Antigone’de Kreon, Mem û Zîn’de Mem’in amcasını canlandıran Yalçınkaya, kadrosunun bağlı olduğu Diyarbakır’ın Sur Belediyesi’ne kayyum atandığı gün tiyatro ekibiyle birlikte İran’da turnedeydi.

Belediyelere kayyum atanması, 1 Eylül’de yayınlanan 674 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile (KHK) yasallaştı. 6 Ocak itibarıyla Türkiye’deki 106 DBP’li belediyenin 52’sine kayyum atanmış durumda, DBP’li 76 belediye eşbaşkanı cezaevinde.

Diyarbakır’a döndüklerinde, Yalçınkaya ve DBŞT’den iki meslektaşı, oyuncular Vural Tantekin ve Şehabettin Dağ, kayyum tarafından (kadrolarının önceden bağlı olduğu) zabıta müdürlüğünde görevlendirildiklerini öğrendiler. Dekor yapımcısı Recep Ertli ve kondüvit Hasan Bükey de kadrolarının bağlı olduğu fen işleri müdürlüğüne kaydırıldı. İki tiyatro görevlisinin bir çocuk parkı için kum taşıdıkları basında yer almıştı.

Yalçınkaya, birkaç gün zabıta müdürlüğüne gitmek zorunda kaldığını ama üniforma giymediğini anlatıyor. Kayyumla görüşme çabaları karşılık bulmayınca, yasal haklarını alarak kadrolarının feshedilmesini talep etmişler. Ertesi gün, yani 25 Ekim’de Yalçınkaya, kıdem tazminatı dahil hiçbir yasal hakkını alamayacağını bildiren bir yazıyla işten çıkartılmış. Haklarının 150 bin lirayı bulduğunu belirttiğinde, kayyumla görüşen yetkililerin kendisine “Evet hakkınız, ama vermiyoruz” dediğini söylüyor. Yargıya başvuran oyuncunun ilk duruşması 11 Nisan’da görülecek.

Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nda oyuncu kalmadı

DBŞT’nin geriye kalan 31 oyuncusunun da işten çıkartıldığı 4 Ocak 2017’de basına yansıdı. Kendilerine verilen tebliğde sözleşmelerinin bu sene yenilenmeyeceği belirtiliyor, gerekçe olarak Aralık’ta (kayyum yönetimi sırasında) değiştirilen şehir tiyatrosu yönetmeliği gösteriliyordu.

Yalçınkaya, kendisiyle birlikte başka görevlere atanan diğer üç tiyatrocunun hâlâ belediyede çalışmaya devam ettiğini anlatıyor. Oyuncu Şahabettin Dağ emekli olmak için üç ay önce dilekçe vermesine rağmen çıkışı yapılmamış, hâlâ zabıta müdürlüğünde çalıştırılıyor. Şeker hastası kondüvit Hasan Bükey, bir hafta basına yansıdığı şekilde kum taşıma gibi ağır işlerde çalıştırıldıktan sonra doktor raporuyla farklı bir göreve verildi. Dekor yapımcısı Recep Erli, emekli olmak için altı ay önce dilekçe vermesine rağmen hâlâ fen işleri müdürlüğünde çalışıyor.

Yaşananlar 90’lardan tanıdık. Refah Partisi 1994 yerel seçimlerinde Diyarbakır belediyesini kazanınca Belediye Başkanı Ahmet Bilgin, şehir tiyatrosunu kapatarak oyuncuları da başka görevlere atamış. “O zaman da temizlik işlerine sürüldüm. Aldığımız karar gereği sabahları temizlikte çalışıyordum, akşamları da tiyatro yapıyorduk” diyor Yalçınkaya. Bir süre sonra istifa ederek özel tiyatrolarda çalışan oyuncu, 1999 seçimlerinde HADEP’in Diyarbakır belediyesini kazanmasıyla tekrardan açılan belediye tiyatrosuna dönmüş.2

DBŞT, 2014’te Molière’in son oyunu ‘Hastalık Hastası’nı Kürtçe sahnelemişti. 

Son beş senedir dünya klasikleri üzerine yoğunlaşan tiyatronun, 2006/2007 sezonu itibarıyla tüm oyunları Kürtçe sahneleniyordu. Her sezon dört büyük oyun ve iki çocuk oyunu sahnelediklerini anlatan Yalçınkaya, “Oyunlarımıza çok yoğun bir ilgi vardı” diyor. DBŞT’nin her yıl düzenlediği liselerarası tiyatro şenliği, oyun yazma yarışması ve çeşitli atölye çalışmalarıyla, kentteki sosyal yaşama sürekli bir hareketlilik getirdiğini; belediyenin ülkedeki altıncı en büyük kültür merkezi olacak Çand Amed Kültür Merkezi’nin de açılışını yapmaya hazırlandığını anlatıyor.

Almanya’da Theater an der Ruhr ve Hollanda’da Theatre Rast gibi uluslarası tanınırlığı olan tiyatrolarla birlikle çalıştıklarına, bir belediye tiyatrosunun beş senedir Kürtçe Hamlet sahnelemesinin Türkiye açısından “ciddi bir prestij” olduğuna dikkat çeken oyuncu, “Bu tiyatro Türkiye’nin Avrupa’daki yüzüydü” diyor ve ekliyor: “Tüm olumsuzluklara rağmen bu kentin Kürtçe tiyatro ihtiyacını karşılamaya çalışacağız.”

Hem belediyelerin hem de derneklerin tiyatroları kapatıldı

Diyarbakır’da olduğu gibi, Batman ve Hakkari belediyelerine atanan kayyumlar da tiyatroları fiilen kapatmayı tercih etti. Çalışanların çoğu işten çıkartıldı, bazıları da belediyelerin başka bölümlerine atandı.

OHAL esnasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bünyesinde çalışan kadrolu oyunculardan bazıları açığa alınmış, birçok taşeron oyuncunun da işine son verilmişti. Farklı şehirlerdeki belediye tiyatrolarında yaşananlar, tiyatrocuların OHAL öncesinde de güvencesiz koşullarda çalıştıklarını ortaya çıkarttı.

OHAL KHK’ları ile kapatılan 1400’ün üzerinde derneğin arasında, 1991’de kurulan, en önemli Kürt kültür sanat kurumlarından Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) tiyatro grubu olan birçok şubesi, ve 2002’de İstanbul’da kurulan Seyr-î Mesel Tiyatrosu da vardı.

2009’dan beri Kasım’da düzenlenen Uluslararası Mardin Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali de, organizasyonu düzenleyen Dramatik Sanatlar Eğitim ve Araştırma Derneği (DRASED) 23 Temmuz’da çıkan OHAL kararnamesi kapsamında kapatıldığı için yapılamadı. Yaklaşık dört ay sonra, 22 Kasım’da çıkan bir başka kararnameyle açılan dernek, festivali 2017 Kasım’da düzenleyeceklerini duyurdu.

Bu sene dördüncüsü düzenlenecek Amed Tiyatro Festivali, kayyumdan dolayı yerinde yapılamayarak başka şehirlerdeki tiyatro sahnelerine taşındı. 2016 Nisan’da yedincisi düzenlenen Batman Tiyatro Festivali’nin de bu sene belediye tarafından yapılması şimdilik imkansız gözüküyor.

Batman’da tüm tiyatro ekibi işten çıkartıldı

Batman Belediyesi Şehir Tiyatrosu Müdürü Ahmet Bülent Tekik, tiyatronun kayyum tarafından kapatıldığını 30 Eylül’de Twitter’dan duyurmuştu. “Kapanması konusunda kimse benimle görüşmedi, sadece ‘görülen lüzum üzerine’ diye bir yazı verdiler” diye anlatıyor o gün yaşadığını.

Son iki senedir tiyatro ve opera müdürü olan Tekik, kayyum tarafından (kadrosunun bağlı olduğu) Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde makina mühendisi olarak görevlendirildi, hâlâ bu görevde çalışmaya devam ediyor. Aralık sonunda tiyatronun diğer tüm çalışanları da (yedi oyuncu ve ışık-ses teknisyeni) işten çıkartıldı. Tekik, taşeron firma tarafından çalıştırılan sekiz personelin de tazminat almalarının bir kararnameyle engellendiğini söylüyor.3

Batman Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Yaşar Kemal’in ‘Filler Sultanı’ romanının Kürtçe adaptasyonunu sahneliyor. Tekik, sağ üstte, şapka ve güneş gözlüğüyle. Foto: Jinha

2011’de kurulan tiyatronun şehrin kültür sanat ortamında büyük bir fark yarattığını belirten Tekik, kapatılana dek çoğu Kürtçe yaklaşık 12 oyun sahnelendiğini anlatıyor. Bunların bazılarında kendisi de rol almış. Yeni tamamlanan 400 kişilik bir tiyatro salonunun da açılışını yapmak üzerelermiş.

Tekik, müdürü olduğu belediye operasının da geçtimiz senelerde çok aktif olduğunu, son olarak Irak, İran ve Suriye’den Kürt müzisyenlerle kurulan Hasankeyf Orkestrası’yla (Orkestraya Netewîya Heskîfê) birlikte, Şahmeran adlı “görkemli” bir müzikal sahnelediklerini anlatıyor.

Geçen sene Batman’daki – bir kısmı muhtemelen ilk kez Kürtçe tiyatro izleyecek – okul öğrencilerini belediyedeki bir oyuna getirdiklerinde, sahneden Kürtçe seslenilen çocukların ilk başta Türkçe cevap verdiğini, oyun esnasında bunun Kürtçeye kaydığını fark eden Tekik, “Çocukların ana dillerinde tiyatroyla nasıl ilişki kurabildiğini görmek bize hem bilimsel hem de duygusal olarak çok şey ifade etti” diyor.

“Halı sahalarda çalışıyorduk”

Hakkari Belediyesi’ne bağlı Feqiyê Teyran Kültür ve Sanat Merkezi Tiyatro Topluluğu (Navenda Çand û Hûnera Feqiyê Teyran) 2010’da kurulmuştu. Oyuncu Adem Bozkurt, burada dört sene gönüllü çalıştıktan sonra drama öğretmeni olarak işe alındı. Kayyum tarafından işten çıkartıldığında, dört aydır maaş alıyordu.

“Zaten maaşın yarısını mutfak malzemesine, tiyatronun ihtiyaçlarına harcıyorduk, belediye bütçesi ya yoktu ya çok azdı. Oyun için gerekli malzemeleri öğrenciler evlerinden getiriyordu. Küçücük bir salonumuz, sabit dekorumuz vardı, ona göre oyunlar yazmaya çalışıyorduk” diyor Bozkurt.4

Adem Bozkurt (solda) aynı zamanda yönettiği ‘Düğün’de, Ağustos 2016.

Kısıtlı imkanlarına rağmen, merkezin sanatçılar için çok önemli olduğunu anlatıyor: “Burası açılmadan Hakkari’de Atatürk Kültür Merkezi dışında etkinlik yapabileceğimiz yer yoktu. Oyunlarımız Kürtçe olduğu için orayı kullanmamıza da izin verilmiyordu. Biz de her şeyi halı sahâlârda, dışarıda yapmaya çalışıyorduk.”

Kültür merkezi açıldığından beri çok aktif olduklarını, çoğunlukla komedi ya da çocuk oyunları sahnelediklerini, salon hep dolu oynadıklarını söylüyor. Çözüm süreci boyunca her türlü etkinliği rahatlıkla yapmışlar, örneğin merkez bünyesindeki müzik grupları farklı şehirlerdeki Newrozlarda, anmalarda onlarca konser vermiş.

Feqiyê Teyran Kültür ve Sanat Merkezi’nde sahnelenen son oyunu Bozkurt yazıp yönetti. Drama kursundaki öğrencileri için yazdığı ‘Düğün’ adlı, bölgedeki düğün geleneklerini eleştiren oyun, Ağustos’ta sahnelendiğinde yoğun ilgi görmüş ve ana akım medyada bile yer bulmuştu.

Düğün’ün sahnelenmesinden birkaç hafta sonra, terörle mücadele ekiplerinin kültür merkezine baskın yaptığı haberi basında yer aldı. Baskın sebebinin “dağ kadrosundan” katılanlarla düzenlenecek bir toplantı ihbarı olduğu öne sürüldü. Resmi tatilden dolayı kapalı olan belediyenin ve tiyatronun kapısını kırarak içeri giren polis, tiyatro sahnesini de parçaladı. Baskından sonra ailelerin korkudan çocuklarını merkeze yollamadıklarını anlatan Bozkurt, “Hakkari’de öğrenci kazanmak da güven kazanmak gibi çok zor” diyor.

Eylül’de, baskından kısa bir süre sonra belediyeye kayyum atanınca Bozkurt işten çıkartılmış. Çıkışının yapıldığını e-devlet sigorta kayıtlarından anlayan Bozkurt, “Gerekçeyi bıraktım, işten çıkartıldığım bile haber verilmedi” diyor.5

Feqiyê Teyran’ın tiyatro sahnesi Ağustos’taki polis baskınında kullanılmaz hale geldi. Foto: hakkarihabertv.com

“Yasaklı dilin yasaklı tiyatroları”

1991’de kurulan Mezopotamya Kültür Merkezi/Navenda Çanda Mezopotamya (MKM), en eski ve kurumsallaşmış Kürt kültür sanat kurumlarından. İçişleri Bakanlığı’nın 11 Kasım’da üç aylığına mühürleyeceğini duyurduğu dernekler arasında MKM’nin dokuz şehirdeki şubeleri de vardı. 22 Kasım’da yayınlanan kararnameyle, MKM’nin Diyarbakır (Dicle Fırat Kültür Merkezi), İstanbul (Med Kültür Merkezi), İzmir, Mersin, Adana ve Adıyaman (Pale Kültür Merkezi) şubeleri temelli olarak kapatıldı.

Oyuncu Rugeş Kırıcı, MKM İstanbul bünyesindeki Teatra Jiyana Nû’de çalışıyor. (MKM İstanbul, dernek değil şirket olduğu için kapatılmamış.) Grupla 13 senedir birlikte çalışan Kırıcı, MKM’nin birçok şubesinin aktif tiyatro grupları olduğunu belirtiyor, örneğin Diyarbakır’ın Dicle Fırat Kültür Merkezi’ndeki Yekta Hevi, Mersin’de Arzeba ve Adana’da Teatra Med… “İşte yasaklı dilin yasaklı tiyatroları” diyor Kırıcı.

Teatra Jiyana Nû’nun, kayyum dolayısıyla Diyarbakır’da yapılamayan Amed Tiyatro Festivali’yle dayanışma adına Brecht’in ‘Kural ve Kuraldışı’ (‘Qayde û Îstîsna’) oyununu Köln, Mülheim ve Paris’te Kasım ve Aralık boyunca sahnelediğini belirten Kırıcı, “Amed Tiyatro Festivali ve Kürdistan’da yapılan festivaller çok büyük mücadeleler sonucunda elde edinilmiş kazanımlar. Sanat özgürlüğün ta kendisidir, zulmedenler bu yüzden önce sanatı susturmak ister” diyor.6

Rugeş Kırıcı, Teatra Jiyana Nû’yla ‘Kural ve Kuraldışı’nda. Foto: Bawar Mohammad

“Kürtçe tiyatro yaptığımız için kapatıldık”

2002’de bir grup genç Kürt tiyatrocu tarafından Beyoğlu’nda, bir apartmanın en üst katında, eskiden ayakkabı imalathanesi olan bir dairede kurulan Seyr-î Mesel, oyuncu Yüksel İnce’nin ifadesiyle, “Türkiye’de bilinen ilk bağımsız ve özel Kürt tiyatrosu.”

Kürt masallarından, mitolojilerinden ve tarihi olaylardan esinlenen Seyr-î Mesel tiyatrocuları, bugüne dek çoğu Kurmanci ve Zazaki 15 oyun sahneledi. Bunların arasında MEB’e bağlı okullarda gösterilen Türkçe çocuk oyunları da oldu. Dernekte her dönem düzenli tiyatro atölyelerinin yanında, sinema, müzik ve edebiyat atölyeleri, Kürtçe dil dersleri de düzenlendi, müzik dinletileri, film gösterimleri ve söyleşiler yapıldı.

12 Kasım’da sabaha karşı polis ekiplerince aranarak mühürlenen derneğin diğerleri gibi üç aylığına mühürlü kalacağı belirtilmişti. Ancak bundan 10 gün sonra, 22 Kasım’da yayınlanan 677 sayılı KHK ile “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı” olduğu gerekçesiyle kapatılması kararlaştırılan 375 dernek arasında Seyr-î Mesel de vardı.

Kapatma kararının ardından polisler tekrar gelip, el koymak üzere tüm eşyalarının listesini yaparak derneği bu defa temelli mühürledi. Arşivleri, CD’leri, kişisel bilgisayarları, ışık ve ses sitemleri, kostüm ve dekorlarına el koyulacağı söylendi, küçük kafeleri de kapatıldı.

“Kürtçe tiyatro yapmak yıllar içinde edinilmiş bir kazanımdı. İktidar, kazanımlarımıza ve en büyük özgürlük alanlarımıza yöneliyor” diyen İnce, kapatma kararına karşı dava açacaklarını ve süreci Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar takip etmeyi planladıklarını söylüyor.

Kendilerini “Sahnesiz şehirlere düzenlediği turnelerde, kimi zaman sahnesini bir nehrin kıyısına kendi elleriyle kurarak seyircisi ile buluşmuş bir grup” olarak tanımlayan, buna Dicle ve Munzur’un tanık olduğunu belirten Seyr-î Mesel tiyatrocuları, şimdilik bir arkadaşlarının kafesinde (“müşterilerin olmadığı sabah saatlerinde”) çalışmalarına devam ediyor.
7

Yüksel İnce, Kürtçe sahnelenen ‘Ay Carmela’da Carmela rolünde. Foto: Sedat Suna

Kendilerini “Sahnesiz şehirlere düzenlediği turnelerde, kimi zaman sahnesini bir nehrin kıyısına kendi elleriyle kurarak seyircisi ile buluşmuş bir grup” olarak tanımlayan, buna Dicle ve Munzur’un tanık olduğunu belirten Seyr-î Mesel tiyatrocuları, şimdilik bir arkadaşlarının kafesinde (“müşterilerin olmadığı sabah saatlerinde”) çalışmalarına devam ediyor